23.July.2011- Saturday
Ad-Soyad: Amy Winehouse
Yas: 27
Olum Sebebi: Belli degil
Evinde olu bulundu..
Essiz seslerden biriydi. Daha Persembe gunu Facebookta asagida paylastigim videoyu paylasmistim
ve aynen soyle not dusmustum:
Keske biran once kendini toparlayabilsen de yeni seyler uretsen, biz de seni dinlesek..
Bugun Cumartesi ve olum haberi...
Ne desek anlamsiz, ne soylesek bos:(
Amy'nin son zamnalardaki halleri aslinda gelen tehlikenin habercisiydi. Kendisi de farketmis olacak ki
rehabilitasyonu yeni tamamlamisti, hepimiz sevinmistik, konserlere basladi. Taa ki ilk konserine
kadar. Ilk konserinde yine ayakta durmakta gucluk cekiyor, sarki sozlerini unutuyor, hatta sarkilarini
sorleyemiyordu. Nitekim basin aciklamasi yapildi, konserleri iptal oldu ve ulkesine geri dondu.
Benim hala umidim vardi, alkolun de, uyusturucunun da ustesinden gelebilir dedim kendi kendime.
Cok gencti, ona bu hayati yakistiramiyordum.
Ama iste bu bagimliliklarin pencesinden kurtulamadi. Suan olumunun sebebi belli degil ama gitti o...
Erkenden veda etti bize.
Rahat uyu Amy...
Ve senden geriye kalanlardan biri...
Saturday, 23 July 2011
Wednesday, 13 July 2011
Bir Yerde Tikanip Kaldiginda Hayat...
Bir yerde tikanip kaldiginda hayat, soluk almak guclestiginde,
Yuregin susup, mantigin suruklemeye basladiginda ayaklarini,
Daglara donmeli yuzunu insan!
Yeni patikalar, yeni yollar secmeli yuregini ferahlatacak,
Yeni insanlarla tanismali, yeni kesifler yapacak...
Hep isteyip de, birgun yaparim dedigi ne varsa gerceklestirmeyi denemeli,
Her gecen gece olume bir gun daha yaklastigini ve zamanin bir nehir, kendisinin bir sal olup da,
O dursa da, yolculugun devam ettigini anlamali...
Bas dondurucu bir hizla geciyorsa birbirinin ayni gunler,
Her aksam ayni can sIkIntisiyla eve geliyorsa,
Degistirmeye calismali birseyleri...
Kucuk seylerle baslamali belki,
Ornegin; bir kac durak once inip servisten, otobusten, yurumeli eve kadar.
Yuregine takmali gunes gozluklerini, gordugunu hissedebilmeli...
Sagligini kaybedip, olumle yuzyuze gelmeden once degerli olmali hayat!
Illa buyuk acilar cekmemeli kucuk mutluluklari farketmek icin.
Baskasinin yerine koyabilmeli kendini,
Aglayan birine "gul"
Inleyen birine "sus" dememeli...
Aglayana omuz, inleyene care olabilmeli.
Su adaletsiz, merhametsiz dunyaya ayak uydurmamali;
Sevgisiz, soysuz kalarak...
Dikeni yuzunden hesap sormak yerine gulden,
Derin bir soluk alip, hapsetmeli kokusunu icine...
Gunesin dogusunu sevmeli,
Arada bir seher yeli oksamali saclarini...
Karda, yagmurda; sevincine, coskusuna,
Firtinada, boranda; ofkesine, isyanina ortak olabilmeli doganin...
Bir cocugun ilk adimlariyla umudu,
Bir gencin dusunceleriyle gelecegi,
Bir yaslinin hatiralarinda gecmisi gorebilmeli...
Calismadan basarmayi,
Sevmeden sevilmeyi,
Mutlu etmeden mutlu olmayi beklememeli...
Ama kucuk, ama buyuk, her hayal kirikligi, her aci; bir firsat yasamdan yeni birseyler ogrenebilmek icin!
Cunku hic dusmemissen,
El vermezsin kimseye kalkmasi icin!
Hic caresiz kalmamissan,
Dermani olamazsin dertlerin!
Aglamayi bilmiyorsan,
Nesesizdir kahkahalarin!
Merhaba dememissen,
Anlamsizdir elvedalarin!
Ne herkesi dusunmekten kendini,
Ne de kendini dusunmekten herkesi unutmamali.
Bilmeli; cok kisa oldugunu hayatin, hep vermek ya da hep almak icin...
Sadece anlatacak birseyleri oldugunda degil,
Soyleyecek birseyler bulamadiginda da dinlemeli!
Akli ve kalbi ile katilabilmeli sohbetlere!
Hafizasi olmali insanin,
Hic degilse ayni hatalari, ayni bahanelerle tekrarlamamasi icin!
Sorulari olmali, yanitlari bulmak icin bir omur harcayacak!
Dostlari olmali, ruhunun ve zihninin sinirlarini zorlayacak!
Herkese yetecek kadar buyuk olmali sevgisi,
Ama kapasitesi sinirli olmali yureginin ki; hakkini verebilsin sevdiklerinin.
Zaman bulabilsin, bir tesekkur ve bir elveda icin...
Yasam dedikleri bir sinavsa eger,
Asla vazgecilmemeli sevmek ve ogrenmekten!
Ama,
Herkesi sevemeyecegini de, herseyi bilemeyecegini defarketmeli insan!
Tipki herseye sahip olamayacagi gibi!
Zamanin ninnisinde uykuyla gecirmemeli hayati...
Yuregin susup, mantigin suruklemeye basladiginda ayaklarini,
Daglara donmeli yuzunu insan!
Yeni patikalar, yeni yollar secmeli yuregini ferahlatacak,
Yeni insanlarla tanismali, yeni kesifler yapacak...
Hep isteyip de, birgun yaparim dedigi ne varsa gerceklestirmeyi denemeli,
Her gecen gece olume bir gun daha yaklastigini ve zamanin bir nehir, kendisinin bir sal olup da,
O dursa da, yolculugun devam ettigini anlamali...
Bas dondurucu bir hizla geciyorsa birbirinin ayni gunler,
Her aksam ayni can sIkIntisiyla eve geliyorsa,
Degistirmeye calismali birseyleri...
Kucuk seylerle baslamali belki,
Ornegin; bir kac durak once inip servisten, otobusten, yurumeli eve kadar.
Yuregine takmali gunes gozluklerini, gordugunu hissedebilmeli...
Sagligini kaybedip, olumle yuzyuze gelmeden once degerli olmali hayat!
Illa buyuk acilar cekmemeli kucuk mutluluklari farketmek icin.
Baskasinin yerine koyabilmeli kendini,
Aglayan birine "gul"
Inleyen birine "sus" dememeli...
Aglayana omuz, inleyene care olabilmeli.
Su adaletsiz, merhametsiz dunyaya ayak uydurmamali;
Sevgisiz, soysuz kalarak...
Dikeni yuzunden hesap sormak yerine gulden,
Derin bir soluk alip, hapsetmeli kokusunu icine...
Gunesin dogusunu sevmeli,
Arada bir seher yeli oksamali saclarini...
Karda, yagmurda; sevincine, coskusuna,
Firtinada, boranda; ofkesine, isyanina ortak olabilmeli doganin...
Bir cocugun ilk adimlariyla umudu,
Bir gencin dusunceleriyle gelecegi,
Bir yaslinin hatiralarinda gecmisi gorebilmeli...
Calismadan basarmayi,
Sevmeden sevilmeyi,
Mutlu etmeden mutlu olmayi beklememeli...
Ama kucuk, ama buyuk, her hayal kirikligi, her aci; bir firsat yasamdan yeni birseyler ogrenebilmek icin!
Cunku hic dusmemissen,
El vermezsin kimseye kalkmasi icin!
Hic caresiz kalmamissan,
Dermani olamazsin dertlerin!
Aglamayi bilmiyorsan,
Nesesizdir kahkahalarin!
Merhaba dememissen,
Anlamsizdir elvedalarin!
Ne herkesi dusunmekten kendini,
Ne de kendini dusunmekten herkesi unutmamali.
Bilmeli; cok kisa oldugunu hayatin, hep vermek ya da hep almak icin...
Sadece anlatacak birseyleri oldugunda degil,
Soyleyecek birseyler bulamadiginda da dinlemeli!
Akli ve kalbi ile katilabilmeli sohbetlere!
Hafizasi olmali insanin,
Hic degilse ayni hatalari, ayni bahanelerle tekrarlamamasi icin!
Sorulari olmali, yanitlari bulmak icin bir omur harcayacak!
Dostlari olmali, ruhunun ve zihninin sinirlarini zorlayacak!
Herkese yetecek kadar buyuk olmali sevgisi,
Ama kapasitesi sinirli olmali yureginin ki; hakkini verebilsin sevdiklerinin.
Zaman bulabilsin, bir tesekkur ve bir elveda icin...
Yasam dedikleri bir sinavsa eger,
Asla vazgecilmemeli sevmek ve ogrenmekten!
Ama,
Herkesi sevemeyecegini de, herseyi bilemeyecegini defarketmeli insan!
Tipki herseye sahip olamayacagi gibi!
Zamanin ninnisinde uykuyla gecirmemeli hayati...
(Alinti)
Labels:
ben kimim,
hayat,
hayata dair,
insan,
yasam
Grays, Essex, UK
Grays, Essex, UK
Tuesday, 12 July 2011
Yeni Adresler
Turkiye'den uzaktasiniz, mesela benim gibi Ingiltere'de ve caniniz deli gibi Anadolu lezzetleri cekti.
"Soyle bir lahmacum olsada, bol yesilligi sarsam icine, afiyetle yesemmm!"
"Off, simdi bu Fish & Chips yerine bi kebap olacakti ki yeme de yaninda yat!"
"Canim nasilda guvecte kuru fasulye cekti!"
"Simdi Turk Kahvesi olacakti ki icecektik, bir de fal tellendirecektik!"
Vee bu liste uzar gider:)
Iste ben de boyle sayiklarken, Londra'da Turk bolgeleri oldugunu ogrendim:) Zamaninda memleketten goc eden yurttaslar bu bolgelere yerlesmisler. Gel zaman git zaman, akrabalari, tanidiklari derken bu bolgede Turk nufusu yogunlasmaya baslamis.
Eee gelen insanimiz da kendi aliskaliklarini, ihtiyaclarini unutamadigi icin ne olmus? Zamanla, Turk kulturune yonelik yiyecek icecek mekanlari, marketler, mobilya magazalari, kuyumcular ve dahasi acilmis. Cok da iyi olmus:)
Simdi oralara gittigimizde hic de yabancilik cekmiyoruz, kendi dilimizde anlasiyoruz.
Biz de restaurant aramak icin rotamizi Wood Green' e cevirdik. Harringey'deki Gokyuzu Restauranti bulana kadar o bolgedeki irili ufakli bircok Restauranti gezdik.
Gokyuzunu bulana kadar diyorum, cunku burayi kesfettikten sonra baska biryer aramamiza gerek kalmadi...
Oncelikle sunu soylemek istiyorum; eger Haftasonu gidecekseniz rezervasyon yapmanizi tavsiye ederim. Zira oglen veya aksam surekli kalabalik burasi. Hatta oyle ki bekleyenler icin bank bile koymuslar girise. Fakat calisanlar o kadar organize ve hizli ki, cok beklemeden sizi bir yere oturtuyorlar.
Sonra gelsin menu...
Sulu yemekler, corba cesitleri, odun atesinde pisen kebap cesitleri, pide, lahmacun, soguk-sicak mezeler, salatalar, tatlilar ve hatta deniz urunleri bile... Kisacasi aradiginiz her turlu tat!
Siz oturur oturmaz, hemen birileri sizinle ilgileniyor ve siparisi veriyorsunuz. Ve hemen sizin masaniz donatilmaya baslaniyor. Once sicacik pide, haydari, mevsim salatasi... Siz bunlarin tadina varmaya calisirken bir de bakiyorsunuz ki ana yemekler...
Musteri portfoyunun cogunlugunu Turkler olustursa da, her kulturden insana ev sahipligi yaptigina sahit oldum.
Bu gune kadar, daimi musteri olarak bir cok cesit tatma imkanim oldu; Cop Sis, Tavuk Sis, Beyti, Lahmacun, Pide, Iskender, Kuru Fasulye, Guvec... Hepsi de birbirinden lezzetliydi.
Kebap fiyatlari ortalama £6-8 arasinda. Porsiyonlar o kadar buyuk ki, en son gittigimizde 1 porsiyon beyti soyledik ve bitiremedik. Sevgilimi taniyanlar ne demek istedigimi anlamistir:)
Fiyatlar ve cesitlerle ilgili daha cok detay isteyenler burdan yararlanabilirler.
Peki nerede bu Gokyuzu Retaurant diyorsaniz;
26-27 Grand Parade, Green Lanes
London, N4 1LG
Rezervasyon icin de;
020 8211 8406
Bence Turk lezzetleri icin dogru adres...
"Soyle bir lahmacum olsada, bol yesilligi sarsam icine, afiyetle yesemmm!"
"Off, simdi bu Fish & Chips yerine bi kebap olacakti ki yeme de yaninda yat!"
"Canim nasilda guvecte kuru fasulye cekti!"
"Simdi Turk Kahvesi olacakti ki icecektik, bir de fal tellendirecektik!"
Vee bu liste uzar gider:)
Iste ben de boyle sayiklarken, Londra'da Turk bolgeleri oldugunu ogrendim:) Zamaninda memleketten goc eden yurttaslar bu bolgelere yerlesmisler. Gel zaman git zaman, akrabalari, tanidiklari derken bu bolgede Turk nufusu yogunlasmaya baslamis.
Eee gelen insanimiz da kendi aliskaliklarini, ihtiyaclarini unutamadigi icin ne olmus? Zamanla, Turk kulturune yonelik yiyecek icecek mekanlari, marketler, mobilya magazalari, kuyumcular ve dahasi acilmis. Cok da iyi olmus:)
Simdi oralara gittigimizde hic de yabancilik cekmiyoruz, kendi dilimizde anlasiyoruz.
Biz de restaurant aramak icin rotamizi Wood Green' e cevirdik. Harringey'deki Gokyuzu Restauranti bulana kadar o bolgedeki irili ufakli bircok Restauranti gezdik.
Gokyuzunu bulana kadar diyorum, cunku burayi kesfettikten sonra baska biryer aramamiza gerek kalmadi...
Oncelikle sunu soylemek istiyorum; eger Haftasonu gidecekseniz rezervasyon yapmanizi tavsiye ederim. Zira oglen veya aksam surekli kalabalik burasi. Hatta oyle ki bekleyenler icin bank bile koymuslar girise. Fakat calisanlar o kadar organize ve hizli ki, cok beklemeden sizi bir yere oturtuyorlar.
Sonra gelsin menu...
Sulu yemekler, corba cesitleri, odun atesinde pisen kebap cesitleri, pide, lahmacun, soguk-sicak mezeler, salatalar, tatlilar ve hatta deniz urunleri bile... Kisacasi aradiginiz her turlu tat!
Siz oturur oturmaz, hemen birileri sizinle ilgileniyor ve siparisi veriyorsunuz. Ve hemen sizin masaniz donatilmaya baslaniyor. Once sicacik pide, haydari, mevsim salatasi... Siz bunlarin tadina varmaya calisirken bir de bakiyorsunuz ki ana yemekler...
Musteri portfoyunun cogunlugunu Turkler olustursa da, her kulturden insana ev sahipligi yaptigina sahit oldum.
Bu gune kadar, daimi musteri olarak bir cok cesit tatma imkanim oldu; Cop Sis, Tavuk Sis, Beyti, Lahmacun, Pide, Iskender, Kuru Fasulye, Guvec... Hepsi de birbirinden lezzetliydi.
Kebap fiyatlari ortalama £6-8 arasinda. Porsiyonlar o kadar buyuk ki, en son gittigimizde 1 porsiyon beyti soyledik ve bitiremedik. Sevgilimi taniyanlar ne demek istedigimi anlamistir:)
Fiyatlar ve cesitlerle ilgili daha cok detay isteyenler burdan yararlanabilirler.
Peki nerede bu Gokyuzu Retaurant diyorsaniz;
26-27 Grand Parade, Green Lanes
London, N4 1LG
Rezervasyon icin de;
020 8211 8406
Bence Turk lezzetleri icin dogru adres...
Nasil Anlatayim?
Kelimeler herşeyi anlatır.
Ama herşeyi yaşatmaz.
Bazen benbile yabancı olurken kendime sana nasıl anlatırımki beni?
Neşeliyim diyeceğim,belki suratsızlığıma denk geleceksin.
Espiriliyim diyeceğim,belki ağlamalarıma denk düşeceksin.
Özgürüm diyeceğim, belki tutsaklıklarımda yakalayacaksın beni.
Kendimi anlatıp da bir kalıba sığdırmak istemem düşüncelerindeki beni.
Hani yaşamadan bilemeyeceğin şeyler vardır ya, onlardan biriyim belki.
Bazıları için herhangi biri,
Bazılar için vazgeçilmez biri..
Düşlediğim kadar insanım.
İnsan olduğum kadar hatalı.
Hatalı olduğum kadar gerçeğin peşinde.
İŞTE BEN BUYUM…
Sunday, 10 July 2011
Bugunku yazim ailemizin en kucugu Dogukan'a :)
Dogukan'a gelsin dedim, cunku bu omleti yaparken aklima Dogukan geldi, burada olsaydi da yeseydi dedim. Gercekten de coook guzel olmus:)
Bugun Pazar ya, biraz ozendim. Yarin kosusturmacali bir gun olacak bizim icin. Kursta son gunum, 3-5 test ve gelsin sertifikam! Eee hakettim ama:)
Sevgilim yaptigim her yemege gosterdigi tepkiyi gosterdi bu seferde. "Gorgeous! Very Nice!" dedi:)
Neyse bu omletin tarifini paylasacagim, icimden geldi:)
Efendim, simdi bu omlet icin bize lazim gelenler;
4 Yumurta
1 Orta Boy Sogan
3-5 Mantar
1 Orta Boy Patates
Yarim Cay Bardagi Sut
Karabirer, Tuz, Tabiki siz degisik baharatlar da ekleyebilirsiniz.
Nasil Yaptim;
Once Sogani ve Mantarlari yariya boldum, ve yarim daireler seklinde kestim. Ben Sogani cok sevdigim icin iri iri kesilmesinde sakinsa gormuyorum:) Bunlari bir tavada pembelesmek uzere atesin eline teslim ettim.
Patatesleri olabilediginde ince kupler halinde kesip, onlari da ayri bir tavada kizarmaya biraktim.
Yumurtalari yarim bardak sutle birlikte 1-2 dakika cirptim, biraz tuz ve karabiber ekleyip, onu da ayri bir tavada pisirdim.
Hepsi istedigim kivama gelince omleti geniz bir tabaga alip, malzemeleri uzerine ekleyip rulo yaptim.
En zonunda da ketcapla kalp yapmak istedim ama ketcap bana yamuk yapti;)
Ve yarim saatlik calismanin sonunda ortaya bu goruntu cikti;
Bu da icerigi:)
Afiyet olsun!
Biz kahvaltimizi asagidaki muzik esliginde yaptik, istahimiz daha da bi acildi. Iste bizim ailenin en kucugu ama marifetleri buyuk uyesi Dogukan. Iyi Seyirler...
Bugun Pazar ya, biraz ozendim. Yarin kosusturmacali bir gun olacak bizim icin. Kursta son gunum, 3-5 test ve gelsin sertifikam! Eee hakettim ama:)
Sevgilim yaptigim her yemege gosterdigi tepkiyi gosterdi bu seferde. "Gorgeous! Very Nice!" dedi:)
Neyse bu omletin tarifini paylasacagim, icimden geldi:)
Efendim, simdi bu omlet icin bize lazim gelenler;
4 Yumurta
1 Orta Boy Sogan
3-5 Mantar
1 Orta Boy Patates
Yarim Cay Bardagi Sut
Karabirer, Tuz, Tabiki siz degisik baharatlar da ekleyebilirsiniz.
Nasil Yaptim;
Once Sogani ve Mantarlari yariya boldum, ve yarim daireler seklinde kestim. Ben Sogani cok sevdigim icin iri iri kesilmesinde sakinsa gormuyorum:) Bunlari bir tavada pembelesmek uzere atesin eline teslim ettim.
Patatesleri olabilediginde ince kupler halinde kesip, onlari da ayri bir tavada kizarmaya biraktim.
Yumurtalari yarim bardak sutle birlikte 1-2 dakika cirptim, biraz tuz ve karabiber ekleyip, onu da ayri bir tavada pisirdim.
Hepsi istedigim kivama gelince omleti geniz bir tabaga alip, malzemeleri uzerine ekleyip rulo yaptim.
En zonunda da ketcapla kalp yapmak istedim ama ketcap bana yamuk yapti;)
Ve yarim saatlik calismanin sonunda ortaya bu goruntu cikti;
Bu da icerigi:)
Afiyet olsun!
Biz kahvaltimizi asagidaki muzik esliginde yaptik, istahimiz daha da bi acildi. Iste bizim ailenin en kucugu ama marifetleri buyuk uyesi Dogukan. Iyi Seyirler...
Saturday, 9 July 2011
Eskilerden...
Bugun eskilere gittim, taa lise yillarina...
Cocukluktan cikip, hayati ogrenmeyi basladigim yere, Savastepe'ye gittim
1990 yilinin Eylul ayinda, babamla birlikte girdim o heybetli kapidan...Ve hayatimi bu kadar etkileyecegini tahmin bile edemezdim o zamanlar.Yatili okul...
Evet cok zor, ama bircok sorumlulugu da daha ilk andan itibaren kazandiriyor. Dimdik durmayi, yalniz yurumeyi ve mucadele ruhunu kazandiriyor.
Mesela cok ilginc; ben okula ilk gittigimde, herkesi Turk, herkesi Yenisehir muhaciri, herkesi asagi yukari ayni goruse sahip, Ataturk'u sever sanirdim.Herkesin buyuk genis bir ailesi oldugunu dusunurdum. Ve daha buna benzer bi suru sey...
Kisacasi; farkli kulturleri, farkli inanislari, farkli bakis acilarini, dinlemeyi, paylasmayi orada ogrendim. Dostluklari, dusmanligi orda ogrendim.
Iste Ahmet Kaya'yi anlamam, O'na hayranligim da burada baslamisti. Bu da coook sevdigim bir sarkisi, paylasmak istedim;
"Kekik kokusu duydum,
Kekik kokusu koynunda huysuz gecenin,
Uyandım birdenbire,
Haydi dedim yüreğim gidelim bu şehirden,
Bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden...
Yorgunum;
Çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var
Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına
Düşmanlarım ulaşamazlar..."
Kekik kokusu koynunda huysuz gecenin,
Uyandım birdenbire,
Haydi dedim yüreğim gidelim bu şehirden,
Bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden...
Yorgunum;
Çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var
Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına
Düşmanlarım ulaşamazlar..."
Grays, Essex, UK
Grays, Essex, UK
Friday, 8 July 2011
Ozlem...
Ozlemin azi cogu olmuyor, ozlem her zaman derin :(
Iste ben de buraya geldim geleli hersey gulluk gulustanlik olsa bile, geride biraktigim herseyi, her gecen gun biraz daha artarak ozluyorum.
Annemi, babami, onlarin beni aralarina alarak sarilmalarini, kokularini ozledim;
Alsancak'i ozledim;
Cesme'yi, Cesme'nin her kosesindeki plajlari, denizi, kumu ozledim;
Sole Mare'yi ve yazi ozledim;
Dogrusunu soylemek gerekirse Istanbul'da 7-8 yil yasadigim halde, hicbir zaman benimseyemedigim bir sehir olarak kaldi anilarimda. Ama benimsemedigim orada yasagidim hayatti, sehir degil:) Istanbuldaki dostlarimi ozledim;
Cuma gunleri gittigimiz salas balikci ve ogle yemeklerinde harcadigimiz keyifli zamanlari ozledim;
Iste ben de buraya geldim geleli hersey gulluk gulustanlik olsa bile, geride biraktigim herseyi, her gecen gun biraz daha artarak ozluyorum.
Annemi, babami, onlarin beni aralarina alarak sarilmalarini, kokularini ozledim;
Genis, sevecen ailemi, kardeslerimi, yegenlerimi, anne ve babamin guzel bahcesinde, harala gurele yaptigimiz, sabah kahvaltilarini, mangal partilerini ozledim;
Bahceye guzellik katam babamin meyve agaclarinin taze meyvelerini ozledim;
Annemin mis kokulu, rengarenk ciceklerini ozledim;
Bu bahcede yegenlerimin calmasini, soylemesini ozledim;
Veeee grup uyeleri ve ben:))
Izmir'e gidecegim haberini verir vermez, aninda program yapan ve voltrani olusturan canim dostlarimi ve tatli, sicak sohpetleri ozledim;
Izmir'i ozledim;
Alsancak'i ozledim;
Cesme'yi, Cesme'nin her kosesindeki plajlari, denizi, kumu ozledim;
Sole Mare'yi ve yazi ozledim;
Kisacasi Ege'yi, Ege'nin sicak insanlarini, havasini, suyunu ozledim;
Dogrusunu soylemek gerekirse Istanbul'da 7-8 yil yasadigim halde, hicbir zaman benimseyemedigim bir sehir olarak kaldi anilarimda. Ama benimsemedigim orada yasagidim hayatti, sehir degil:) Istanbuldaki dostlarimi ozledim;
Cuma gunleri gittigimiz salas balikci ve ogle yemeklerinde harcadigimiz keyifli zamanlari ozledim;
Kisacasi sevdiklerimi ve Onlarla vakit gecirmeyi coookk ozledim...
Thursday, 7 July 2011
Hayattan Ne Ogrendim?
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.
* * *
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
* * *
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
* * *
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
* * *
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
* * *
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
* * *
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
* * *
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini...
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
* * *
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
* * *
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
* * *
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.
* * *
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
* * *
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
* * *
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
* * *
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
CAN DUNDAR
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.
* * *
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
* * *
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
* * *
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
* * *
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
* * *
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
* * *
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
* * *
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini...
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
* * *
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
* * *
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
* * *
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.
* * *
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
* * *
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
* * *
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
* * *
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
CAN DUNDAR
Tuesday, 5 July 2011
Aşk...
Bu guzel, bu yuce duygu hemen herkesin hayatina girmis cikmistir ama gel gor ki; hadi aski tanimla deseler hepimiz tutulur kaliriz oylece...
Bakin bazi buyuklerimiz nasil tanimlamis bu yuce duyguyu;
Aşıkların en kanaatkari bile sevdiğinden ziyade sevilmek ister.Cenap Şehabettin
Aşk, imkansız bir çok şeyi mümkün kılar. Goethe
Aşk, değişmeyince ölür. Ahmed Haşim
Aşk, büyüktür ama sonsuz değildir. Balzac
Aşk, iki iken bir olmak demektir. Victor Hugo
Aşk, akıllı, aptal demeden, bütün insanlara bulaşan bir hastalıktır. Albert Camus
Aşk, kulübeyi, altından bir saraya benzetir. Holty
Aşk, utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır. Montaigne
Aşk, kalbimizin saygısız misafiridir. Bize sormadan gelir bize sormadan gider. Cenap Şehabettin
Aşk, kızıl gibi geçirilmesi gereken bir hastalıktır. Tolstoy
Aşk, gözle değil ruhla görülür. Shakespeare
Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden bambaşka bir dil ister. Eugenie Delacroix
Aşkı akılla yenmek mümkün değildir. Gançarov
Aşkın gözü kördür. Propertius
Bir aşktan kurtulmak, aşık değilken aşık olmaktan daha güçtür. Rochefoucauld
En devamlı aşk, karşılık beklemeden duyulandır. Somerset Maugham
Gerçek aşk daima kişisel yarar duygusundan vazgeçme temeli üzerinde yükselir. Tolstoy
Güzelliğin beş para etmez, bu bendeki aşk olmazsa. Aşık Veysel
Gerçek aşk, tıpkı cinler, periler gibidir: bahsini herkes eder, ama gözüyle görmüş olan pek azdır. Rochefoucauld
Gerçek aşk çok nadirdir, ama gerçek dostluk derecesinde değil. Rochefoucauld
Sertab' da boyle yorumlamis, bayilirim bu sarkiya, yillardir dinlerim, bikmam, agzina saglik Sertab...
Bakin bazi buyuklerimiz nasil tanimlamis bu yuce duyguyu;
Aşıkların en kanaatkari bile sevdiğinden ziyade sevilmek ister.Cenap Şehabettin
Aşk, imkansız bir çok şeyi mümkün kılar. Goethe
Aşk, değişmeyince ölür. Ahmed Haşim
Aşk, büyüktür ama sonsuz değildir. Balzac
Aşk, iki iken bir olmak demektir. Victor Hugo
Aşk, akıllı, aptal demeden, bütün insanlara bulaşan bir hastalıktır. Albert Camus
Aşk, kulübeyi, altından bir saraya benzetir. Holty
Aşk, utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır. Montaigne
Aşk, kalbimizin saygısız misafiridir. Bize sormadan gelir bize sormadan gider. Cenap Şehabettin
Aşk, kızıl gibi geçirilmesi gereken bir hastalıktır. Tolstoy
Aşk, gözle değil ruhla görülür. Shakespeare
Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden bambaşka bir dil ister. Eugenie Delacroix
Aşkı akılla yenmek mümkün değildir. Gançarov
Aşkın gözü kördür. Propertius
Bir aşktan kurtulmak, aşık değilken aşık olmaktan daha güçtür. Rochefoucauld
En devamlı aşk, karşılık beklemeden duyulandır. Somerset Maugham
Gerçek aşk daima kişisel yarar duygusundan vazgeçme temeli üzerinde yükselir. Tolstoy
Güzelliğin beş para etmez, bu bendeki aşk olmazsa. Aşık Veysel
Gerçek aşk, tıpkı cinler, periler gibidir: bahsini herkes eder, ama gözüyle görmüş olan pek azdır. Rochefoucauld
Gerçek aşk çok nadirdir, ama gerçek dostluk derecesinde değil. Rochefoucauld
Sertab' da boyle yorumlamis, bayilirim bu sarkiya, yillardir dinlerim, bikmam, agzina saglik Sertab...
Subscribe to:
Posts (Atom)

















